-
Motosiklet Vlogger Yayınc...
Forum: Moto Kafe
Son Yorum: VeYSeL
12-30-2025, 01:33 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 31 -
2026 Motosiklet Etkinlikl...
Forum: Moto Kafe
Son Yorum: VeYSeL
12-30-2025, 01:12 PM
» Yorumlar: 2
» Okunma: 60 -
BMW TFT ekran detaylı anl...
Forum: Dökümanlar
Son Yorum: VeYSeL
12-30-2025, 11:45 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 20 -
Balıkesir lezzet duraklar...
Forum: Görülesi Yerler
Son Yorum: VeYSeL
12-30-2025, 11:19 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 23 -
AMATÖR DENİZCİ BELGESİ
Forum: Genel Muhabbet
Son Yorum: VeYSeL
11-07-2022, 05:55 PM
» Yorumlar: 3
» Okunma: 961 -
Üye Rozetleri
Forum: Genel Muhabbet
Son Yorum: VeYSeL
11-04-2022, 09:20 AM
» Yorumlar: 23
» Okunma: 4,688 -
ZONGULDAK YOLCUSU KALMASI...
Forum: Kişisel Raporlar
Son Yorum: VeYSeL
11-04-2022, 07:51 AM
» Yorumlar: 7
» Okunma: 1,167 -
Benzine zammmmm
Forum: Genel Muhabbet
Son Yorum: VeYSeL
11-03-2022, 11:38 AM
» Yorumlar: 17
» Okunma: 8,047 -
Mini IRONBUTT (Eskişehir'...
Forum: Kişisel Raporlar
Son Yorum: doctor
10-04-2021, 01:44 PM
» Yorumlar: 3
» Okunma: 842 -
GMK Whatsapp ACİL ve gidi...
Forum: Moto Kafe
Son Yorum: EmreGndZ
05-21-2021, 07:14 AM
» Yorumlar: 323
» Okunma: 91,936
- Toplam Yorumlar:77,041
- Toplam Konular:4,169
- Toplam Üyeler:1,360
- Son Üye:bedirhantokac
Youtube'da bir çok Vlogger var bildiğiniz üzere..
izleyip beğendiğiniz , paylaşmak istediğiniz kaliteli içerikleri burada toparlayabiliriz.
İlk ben başlayayım, eminim denk gelmişsiniz Gülşah Merve Yüksel
Tek başına Aprillia Tuareg 660 ile tek başına dünyayı gezen bir kadın. Büyük cesaret, helal olsun. 
İnternette gezerken önüme çıkan motosiklet etkinliklerini bu başlık altında yaplaşıyorum. Sizin de denk geldiğiniz etkinlik ve organizasyonları buraya yayınlayabilirsiniz. 
17. Motobike İstanbul 2026 (Eurobike Istanbul)
Tarih: 22 – 25 Nisan 2026
- 22 Nisan 2026, Çarşamba (başlangıç)
- 25 Nisan 2026, Cumartesi (bitiş)
Konum: İstanbul – Bakırköy
İstanbul Fuar Merkezi / Istanbul Expo Center
İçerik (genel):
Yeni model tanıtımları, ekipman & aksesuar standları, markalarla sohbet, sezon öncesi “ne var ne yok” turu gibi fuar klasiği güzel şeyler ?
İhitiyacı olanlara BMW TFT ekran detaylarınıanlatan güzel bir video bırakıyorum.
İlker Ayık'ın hazırladığı bu video oldukça güzel anlatımlı bir rehber olmuş.
ilk fırsatta 01:01:00 'de bahsettiği Ferah lokantasına gideceğim, boş vaktinizde izemenizi tavsiye ederim
Çarşamba toplantısına kadar Zonguldak'a gitmek aklımızın ucundan bile geçmiyordu. Hafta sonu İğneada, Demirköy, longoz planları yaparken, havanın yağmurlu olacağı iyice kesinleşti. Bizde rotayı Zonguldak'a çevirdik. Evirdik çevirdik, nasıl etsek ne yapsak derken rota belli oldu. Cumartesi Zonguldak'a gidip konaklayıp ertesi gün Karadeniz kıyısından dönüş yapmayı planladık. Yol üstünde de Yedigöller Milli Parkı'na uğramayı düşünüyoruz. OOOhh miss..

Rotamıza ufak tefek eklemeler, çıkarmalar yaptıktan sonra bu şekle geldi. Sabah 9 gibi yola çıktık. Olmazsa olmaz Köfteci Yusuf'ta kahvaltımızı yaptık.

Acelemiz olmadığı için, geniş geniş kahvaltı yapıp yola çıktık. Yol üstünde Ercan, Abant Gölü'nde ki arkadaşları ziyaret edelim dedi. Önden aradık, semaverde çayımızı hazırlasınlar diye. Hava her ne kadar güneşli olsa da, 15 derece civarı, dağ yolları falan derken hafif ısırıyor. O yüzden sıcacık çay çok iyi gelecek.

Sağ olsunlar çok iyi karşıladılar bizi. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı fırsat bilip kampa gelmişler. Muhabbet , demli çay , kamp ateşi derken epey oyalandık.

Hadi bakalım Ercan emmi, vakit tamam. Yola düşelim daha gidilecek çok virajlı yolumuz var.

Yusuf Ali, bulmuş fırsatını kaçırır mı? Yapıştırmış en şekillisinden fotoğrafı. Sağda solda anlatır artık. Şöyle endürö yaptım, böyle dağlara çıktım diye. Dikkat ederseniz kadrajda hiç insan yok. Gören diycek ki yokluğun içinde ormanın derinliklerindesin. Halbuki arkaaşımızın arkasında en az 50 karavan, 75 çadır bir o kadar da insan var. Ama yermi anadolu çuçuuu heh?
Yusuf okurken bu satırları ardından batan güneşin teletabilere etkisini düşün. Anladın sen onu.
Abant'tan çıkı Yedigöller Milli Parkı'na doğru yola çıktık. Yedigöllere varmadan, çok güzel manzaralı bir yerde durup ufak bir mola verdik.

Manzara güzel, adamlar güzel, hava şahane.

Yol yapmanın mutluluğu yüzümüzden okunuyor zaten.

Bu manzaraya karşı oturup keyif yapılmaz mı beee? Dağlar tepeler ardına. Yeşilin her tonu. Arada sonbahardan sararan yapraklar. Kışın habercisi dökülmüş yapraklar. Üşüyen ağaçların rüzgara direnen dimdik duruşları. Sizi bilmem ama böyle manzaralar beni hep çok etkiliyor.
Molanın ardından tekrar dağ yolalrında Yedigöller'e indik.

Malesef tatili fırsat bilen herkes bizim gibi fırsat yaratıp gezmeye çıkmış. Hem kamp için gelenler, hemde günübirlikçiler yüzünden Yedigöller Milli Park'ı çok kalabalıktı. Çok fazla zaman geçirmedik. Ufak bir yürüyüş yaptık.

Fotoğraf çektik.

Yusuf'un muzurluklarına maruz kaldık. Çok güldük. Çok eğlendik ama erkenden yola düştük. Yedigöller bu mevsimde gelinebilecek en güzel yerlerden birisi fakat haftasonu gelinmez. İlle haftasonu plan yapıyorsanız öğleden önce gelip biraz zaman geçirip kaçmak lazım.

Devrek'e doğru yola çıktık. Karnımız hafif acıkmaya başlamıştı. Bu yüzden ilk gördüğümüz gözlemecide durduk. Sıcacık çay ve gözlemeyi beklerken bulunduğumuz doğa bize bir kez daha nasıl bir güzelliğin içinde bulunduğumuzu hatırlattı.

Şekilli şukullu pozlar vermeyi de unutmadık. Adam ne yürüdü beeeee...
Biz gözlemeyi yiyip, doğanın keyfini çıkarırken saat iyice geç olmaya başladı. Yola çıkma vakti geldi geçiyordu bile. Yedigöller'den Devrek'e kadar köy yolarından, kah virajlı soğuk asfalttan, kah bozuk delikli yollardan geçtik. Devrek'e vardığımızda artık hava kararmıştı. Ana yoldan direk Zonguldak'a geçmeye karar verdik. Yaklaşık 30-40 dakikalık tempolu bir dürüşün ardından Zonguldak'a vardık. Yemeğimizi yedik. Birazda evde yemelik, içmelik alışveriş yaptıktan sonra Ercan'ın evine geçtik. Sağ olsun amcası önden hazırlık yapmış evi ısıtmış. Sohbet muhabbet derken, günün yorgunluğu üstümüze çöktü. Çokta geçe kalmadan yattık.

Sabah oldu, hazırlandık. Öğlene doğru çıktık evden. Zonguldak çıkışına doğru yol üstünde güzel bir restoranda kahvaltı yapmak üzere durduk. Acıkmışız herhalde, yalandan gülümsüyoruz kameraya. Ama aşağıdaki fotoğraf öyle mi? Nasıl gözlerimizin içi parlamış.

Masanın üstü dolunca, bizimde içimiz ısındı, Yüzümüze bir gülümseme oturdu. Herkesin keyfi yerinde maşallah. Normalde yeme içme fotoğrafları paylaşmam ama böyle doğal bir anı paylaşmadan edemedim. Her şey çok güzeldi yedik içtik düştük yola. Akçakoca'ya kadar mola vermeden devam edeceğiz.

Akçakoca'ya varmadan deniz kenarında şekilli şukullu pozlara devam. Yol var gider misin dediler. Gideriz dedik. Ama yol bitti.

Keyfimiz yerinde. Güzel güzel yol gidiyoruz. H2 ile kalkmışlığımız bile oldu. Meğer ne yiğitler varmış buralarda. 3 taneside bakın bu fotoğrafta. Hay maşşallah beeeee. Analar ne yiğitler doğuruyor beeee.

Tabi klasik #G.M.K. Heryerde pozumuz olmazsa olmaz...

Ve içine pisleyen küçük munzur... o da olmazsa olmaz.

Akçakoca'da benzin almak üzere durduk. Çınar gölgesi bulmuşken ufakta bir mola verdik. Sodamızı içip Yusuf'un maceralarını dinledik.
Yola çıkıp bundan sonra sırasıyla Kandıra üzerinden, Kocaeli Üniversitesi'ne, oradan Sevindikli ve Ballıkayalar'dan evimize ulaştık. Akşam 6 gibi Gebze'deydik. Muhteşem bir 36 saat geçirdik. Yedik içtik, gezdik gördük, hatta fırsat bulup rapor haline getirip en yalın haliyle anlatmaya bile çalıştım. Yol yapabildiğim bu kıymetli arkadaşlara sahip olduğum için ne kadar şükretsem azdır. Zaman yaratıp gezebilmenin bile lüks olduğu şu zamanlarda böyle fırsatlar yakalamak, hele ki yanımdaki dostlarımla bu güzel hatıraları biriktirebilmek çok güzel. Ben bu iki günde çok eğlendim, çok güldüm. Umarım herkese en az bunun kadar eğleneceği yol arkadaşları nasip olur. Ben tekrardan hem Ercan'a hem Yusuf Ali'ye sonsuz teşekkürler ederim. Bir sonraki gezide görüşmek üzere dostlar. Kendinize iyi bakın.
Bu geziyi ne kadar uzun zamandır planlıyoruz hatırlamıyorum bile. Sanırım yaz sonu henüz Ağustos ayı bile değildi. Yusuf Ali, Eskişehir'e eşiyle giderken can sıkıntısından farklı bir rota denemek istemiş ve sonuç şu şekilde oldu. Her toplantıda, fırsat bulduğu her anda Eskişehir'e yeni bir rota çizdiğini, böyle virajlı virajlı yollardan, köylerin içinden, dağların arasından, yağlı ballı bize anlatınca dedik tamam bizde gitmeliyiz. Fakat bir türlü fırsat bulamadık. Kısmet Ekim ayının ikinci gününe imiş. Rotayı zaten çoktan çıkaran Yusuf taktı bizi peşine.

İlk durağımız olmazsa olmaz, Köfteci Yusuf'ta kahvaltı oldu. Sabah 8 gibi yola çıkınca haliyle kahvaltımızı yapıp yola çıkmak istedik. Güzelce karnımızı doyurduktan sonra, Adapazarı üzerinden Bilecik yoluna oradan da Geyve ayrımından içeri girdik. Taraklı yolunu bilen bilir. Geniş geniş virajlar, hem de tırmanış olduğu için müthiş keyiflidir. Tabi Ercan durur mu? Yapıştırdı önden, yetişebilene aşk olsun. Meğer Yusuf'un rotasında yolun yarısından köy yollarına giriş varmış. Ercan'ı telefonla arayıp geri çağırmak gerekti. Yaklaşık 1 saatimiz köy yollarında geçti.

Arada bir kaybolup yönümüzü şaşırsak ta kılavuzumuz Yusuf, yolu bulup bizi doğru yola tekrar alıyordu. Tabi arada bir kaybolmadan olmaz.

Kaybolmanın en güzel yanı sanırım verdiğimiz mecburi molalar oluyor. Sağ olsun hem Ercan hem Yusuf orman havasını, bol oksijeni alınca yüzlerinde güller açtı.

Bir sonraki mola yerimiz, Yenipazar oldu. Kendi halinde köyden hallice bir yerleşim yeri. Köy kahvesine dizilmiş amcalar motorları görünce FALIM reklamındaki amcalar gibi bir "VUUUUU" çektiler.
Hatırlatma amaçlı amcaları da şöyle ekliyorum. Teşbihte hata olmaz. Kimsecikler üzerine alınmasın.

Veeee sonunda tepeleri aşıp, dağları sıra sıra geçip, çam ormanlarının içinde Oksijen manyağı olduktan sonra Eskişehir'e tepeden ineceğimiz konuma geldik. Anadolu'nun boz tepeleri, sarı ovaları kucakladı bizi. Ve tabiki ESKİŞEHİR.

Eskişehir alabildiğince uzanan düzlükleriyle bizi karşıladı. Hem temiz havası hem de ilerideki büyük şehir karmaşası ile öylece önümüzde duruyordu.

Tabi ki pozumuzu vermezsek olmaz. #yolumuzuzun

Eskişehir'e tepeden inme operasyonu layığıyla tamamlandı. Şimdi aç karnımızı doyurma vakti geldi.

Yusuf'un üniversite yıllarında gelip gittiği mekanlardan birine girdik. Karnımızı güzelce doyurduk. Kaliteli yemek yapıyorlar. Eğer Eskişehir'e yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim. Konumu şöyle bırakayım belki lazım olur. Varuna Memphis

Dönüşe geçmeden önce biraz da şehri turlayalım dedik. Sazova Parkı ( Eskişehir Bilim, Sanat ve Kültür Parkı ) içerisinde ki Masal Şatosunu yol kenarından da olsa görmüş olduk. Gerçekten etkileyici bir yapı olmuş. Geniş bir zamanda gelip bu parkı gezmek çok eğlenceli olur. Artık bir daha ki sefere deyip başka bir noktaya doğru yola çıktık.

Yola çıkıcaz çıkmasına fakat Yusuf'un muzurlukları bitmiyor ki. Zar zor bindik motorlara, tarihi Odunpazarı evlerinin yanından Şelale Park'a doğru yola çıktık.

Şu güzelliği de şöyle koyayım. Gözümüz gönlümüz açılsın. Hep Yusuf'a mı bakalım. Az da motürümüz görünsün.

Eskişehir'e bir başka tepeden bakan bu parkta çok fazla zaman geçirmedik. Kalabalık ortamlarda hala geriliyor insan ister istemez. Nalet kovid maf etti bizi. Oysa ki dipdibe dötdöte çayımızı kahvemizi içerdik insanlarla.

Eskişehir'e veda etmeden son bir foto daha çektik. Ve sonunda dönüş yoluna başladık. Rotamız, ana yolu kullanarak en kısa zamanda evimize varmak. Bilecik üzerinden Pamukova ve Adapazarı TEM otoyolundan evimize kavuşmayı hedefliyoruz.

Adapazarı'na varmadan, tepemizde kara bulutları gördük. Hava da kararmaya başlayacaktı. En iyisi, yağmurluk ve kışlıklarımızı giyinelim derken, bir baktım biri oynuyor diğeri de pantolonunu giyecem diye cebelleşiyor. Bu anı ölümsüzleştirmeliydim. Sonuç ortada. Çok şekerler değil mi?
Ayrılmadan önce son bir fotoğraf daha çekmek isterdim fakat, hava kararmıştı ve Gebze'ye varmadan üçe bölünmüştük. Evli evine köylü köyüne sapa sağlam vardık çok şükür. Yusuf Tuzla'ya varmadan yağmura yakalanmış. Ercan bizimle Pamukova'da benzin almadığı için Derince' de benzin almak için TEM otoyolunda bizden ayrıldı. Ben abimi havaalanına götürmek için doğru eve gittim.
Muhteşem bir gündü. Rotamız şahaneydi. Hem Ercan, hem de Yusuf Ali çok iyi birer yol arkadaşı. Akşam eve döndüğümde bir kez daha sahip olduklarımız için ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüm. Hem Ercan'a hem Yusuf Ali'ye çok çok teşekkür ederim. Zahmet edip okuyan dostlarımız, sizleri de bir sonraki gezimizde aramızda görmek isteriz. O zamana kadar kendinize çok iyi bakın. Görüşmek üzere.
Our History
Company Profile
Company 鈻?/span> Suzhou Hycan Holdings Co., Ltd.
Founded 鈻?/span> 1998
IPO 鈻?/span> 2015
Sites 鈻?/span> 4 Printing sites
鈻?/span> 9 Metal can sites
鈻?/span> 2 Metal cap sites
鈻?/span> 8 Plastic can sites
Workforce 鈻?/span> Over 1,800 employees
Orientation 鈻?/span> High end of lube, paint & food packaging
Market Position 鈻?/span> No. 1 in lubricate oil cans & paint cans in China
Major Customers 鈻?/span> Industrial packaging customers: PPG, AkzoNobel, Henkel, Nippon, etc.
鈻?/span> Food packaging customers: McCormick, Unilever, Nestle, Royal Canin, etc.
Annual Sales 鈻?/span> 250 Million US Dollars in 2019
Patents 鈻?/span> 117 Patents of Invention
鈻?/span> 155 Patents of Utility Models
鈻?/span> 9 Patents of Appearance Design
Mission 鈻?/span> To become the international leader in packaging solutions
Our Factory
Our Product
Metal can; Metal closure; Printed sheets; Tinplate components
Product Application
Lubricate oil; Paint; Canned food
Production Market
Annual Sales: 250 million USD in 2019. Square Tin Containers With Lids Free Sample
website:http://www.hycan-pack.com/
2020 yılını yaşlanıp torunlarımıza anlatırken, yaşadığımız onca kötü olayın yanısıra içimizi ısıtıp yüzümüzde bir gülümseme ile hatırlayıp paylaşabileceğimiz bir gezi yaptık. Gezi planlaması sırasında aslında küçük çekirdek bir kadro ile haftasonu gazlaması olarak başladı herşey. Sonra üyelerimizin yoğun ilgisi ile iş büyüdü ve muhteşem bir şeye dönüştü.
Rotamız şu şekilde planlanmıştı.

Sabah 10:30'da Gebze Mc'Donalds önünde buluşup ilk durağımız olan Darlık Kabaağaç Mesire alanına kadar süreceğiz.

Maşşallah nasıl bir kalabalık grup olduk ve tabi güvenli sürüşü bu kadar kalabalık bir grupla riske atmamak için grubu ikiye böldük. İlk grup çıkış yaptıktan 10 dakika sonra ikinci grup yola çıktı.

İlk grup kazasız belasız Darlık'a ulaştı ve ardından ikinci grubun gelmesini beklemeye başladık. Çok geçmeden grubumuza İstanbul'dan katılan arkadaşlarımızda geldiler. Hepberaber biraz sohbet biraz muhabbet edip yola devam etmeden önce köy yollarında grupları birleştirme kararı aldık.

Pandemi kısıtlamaları dolayısıyla yollarda kimsecikler yok. İp gibi dizildik düştü köy yollarının virajlı yolalrına.

Yer yer grupta kopmalar oluyordu fakat herkes rotaya hakim ve kontrollü bir şekilde sürüş yaptığı için mola yerlerinde grubun birleşmesini bekliyorduk.

Grup her birleştiğinde, sanki kortej havasındaki kalabalık bizi hem gururlandırıyor hemde herkesin nasıl bir sürüş hasreti çektiğini gösteriyordu. Pandemi ve kısıtlamalar herkesin üzerindeki gerginliği arttırdığı için bu sürüş hepimize çok iyi geldi.

Kalabalık kadraja sığamadığı için panaromik olarak fotoğraf çekip herkesi kadraja almaya çalıştık ama sonuç bu oldu. Toplam 24 motosiklet ile sürüş yapmak gerçekten çok keyifliydi.

Kargalı - Yağcılar arasında ufak bir mola verip hem rotayı kontrol ettik hemde geride kalan grubun kalanını bekledik. Tabi beklerken muhabbet gırgır şamata hep devam ediyor. Hepimiz Çarşamba Toplantılarımızın iptal olmasından dolayı birbirini ancak bu şekilde görme fırsatı bulduğu için ayaküstü sohbetler çok kıymetli oldu.

Bu ufak molanın ardından bir sonraki mola için tekrar yola koyulduk. Eski İstanbul yolunu bilenler için küçük bir önerim olacak. Yollar yenilendi ve asfaltlama çalışması bitti. Eğer önümüzdeki baharı bekleyemem günübirlik ufak turlar yapmak istiyorum diyen olursa Sevindikli üzerinden Kocaeli Ünviersitesine giden yolu muhakkak denesinler. Hem doğa ile başbaşa hemde virajlı yollarda çok eğleneceğiniz garanti.

Yol üstünde poz kesmeyi ihmal etmiyoruz. Ee tabi hem hızlı hem yakışıklı hemde bir motosiklet sürücüsü olmak kolay değil. Bu babayiğitler kolay yetişmiyor.

Kısıtlamalar gereğince, restoran ve kafelerin kapalıydı. Bu nedenle önceden hazırlığımızı yapıp, hamarat yengelerimize poğaça, börek , kurabiye gibi atıştırmalıklar hazırlattık. Termosu olanlar çay ve kahve getirdiler. Müsait bir yerde motorlarımızı yol kenarına çekip sohbet muhabbet eşliğinde sıcak çayımızı kahvemizi içtik.

Hepimizin keyfi yerinde, hava çok güzel ve yolalr bomboştu.

Çaylarımız demli, muhabbetimiz koyu, karnımızda hafiften aç olunca..

Yemelere içmelere doyamadık.

Tabi bu ufak molalar, hepimizi bir araya getirirken, birbirimizin sürüş dinamiklerimizi irdelemek içinde birer fırsat yaratıyordu. Deneyimli arkadaşlarımız, gördükleri eksiklikleri herkesle paylaşırken bir yandana da bu molalar ve toplu sürüşler sayeinde kendimize yeni deneyimlr katıp, bilgi sahibi oluyorduk. Kaldığımız yerden sürüşe devam edip rotayı tamamlama vakti gelmişti.

Motosikletlerimiz dünden hazır. Bizi bekliyorlar. Virajlı yollar. Sonbahardan kalma bir kış günü. ve eeekşıııınn.

Son bir kez daha pozumuzu kesiyoruz cümle aleme ve sonunda yollar bizi bekler..

Maşşallah herkeste ayrı bir yakışıklı bugün..

Kazasız belasız eksiksiz bir şekilde Kocaeli Üniversitesi Hastanesinin bahçesine, rotamızdaki toplu sürüş için son durağımıza vardık. Grubumuzun kalabalık olması nedeniyle burdan sonraki rotayı bireysel olarak 3-5 kişilik gruplar halinde bitirmeye karar verdik. Bu resimdeki el kaldıran arkadaşlarda görüp görebileceğiniz en cesur insanlardır. Maşşallah hiçbirininde korkusu yokmuş.
(Bu espiri o güne özel bir olaydan dolayı.)
Başkan: Ben eve dönüyorum arkadaşlar. Evde biraz işlerim var. Onları halletmem gerekiyor.
Üyeler: Haydaaaa. Başkan daha saat erken. Ne işi gel az daha gezelim.
Başkan: Ya kardeşler çok ta şaapmayın işlerim var işte anlayın.
Üyeler: Heeee. Motor ağır bakımı, su tesisatı, ağır erkek işleri tabi doğru gitmen şart.
Başkan: Heh anladınız siz onu. Söyleyin bakayım "Aranızda avrattan korkmayan var mı?"
Üyeler: Bütün eller havaya.
Başkan: Otur ........
İşin latifesi bir yana, bu sohbet tabiki de tam olarak bu şekilde gelişmedi. Ama evde bekleyen hanımlarımız, evlatlarımız, annelerimiz ve babalarımız başımızın tacı. Hepsi kıymetli ve hepimiz eve huzurlu bir şekilde dönmek için yaşıyoruz.

Günün anlam ve önemini özetleyen son fotoğrafımızda bu. Bütün kıymetli arkadaşlarımız bir arada ve tek yürek. Motosiklet sürmenin keyfinin yanı sıra, bize kazandırdığı dostluklar bence daha önemli ve anlamlı. Bunca insanı bir araya getirmek, herkesin keyif aldığı bir gün geçirmek, en önemlisi de yola çıktığımız şekilde evimize dönebilmek ve tabi ki de bu gibi organizasyonların ardından bu hatıraları hatırlayıp hepimizin nekadar şanşlı olduğunu bilmek insana huzur veriyor.
Bu büyük aileye, bu gezide emeği geçen herkese, Gebze Motosiklet Kulübü Derneği kurucularından üyelerine kadar, bu geziye katılan katılmayan bütün sevdiklerimize çok teşekkür ederim. İyiki varsınız. Umarım bir sonraki gezimizde tekrar görüşürüz.
Üzerinden 4 ay gibi bir zaman geçmesine rağmen, hala aklımdan çıkmayan müthiş bir gezinin raporunu yazmak için anca zaman ayırabildim. Aklımda kalan tüm detayları ile yazıp size yaşadığımız macerayı anlatmak için sabırsızlanıyorum. Öncelikle bu rotayı yapmamıza ön ayak olan, beni gaza getiren HASAN AKÇAY kardeşime sonsuz teşekkürler ediyorum. Böyle bir doğal güzelliği sanırım uzun zaman denk getirip te göremem birdaha.
Planlama çok spontane oldu. Hafta sonu yine bi yerlerde günübirlik gezerken, "gider miyiz?" "gideriz" "nası gitçes? "du bi bakalım?" ile başlayan sohbet sonunda SALI günü haftaortasında kaçamağa dönüştü.
Sabah erkenden Eskihisar Feribot İskelesinde buluştuk. Rotamız klasik Bursa rotası. Fakat hedef Saitabat Köyü.

Dağ yolu başlamadan önceki son yerleşim yeri burası. Köye vardığımızda, caminin yanındaki köy kahvesinde oturan köy eşrafı ile sohbet muhabbet edip çıkacağımız yolun durumu hakkında konuştuk. Dedelerin bazıları çıkarsınız yl açık diyorken diğerleri daha yol açılmamıştır çıkamazsınız diyerek moralimiz bozdu. Ama biz bikere çıkacaz dedik zirveye. O gölleri görmeden gelmeyeceğiz. Hedef bu. Gerisi kısmet. Kaldığımız yere kadar gider olmadı çevirir motorları döneriz. Ne yapalım?
Amcalarla sohbet muhabbeti bitirip, termosumuza da çayımızı doldurduk, düştük yola. İlk etap sık ormanın içinden, su yarıklarından ve kesilmiş odun parçalarının arasında tırmanma ile başladı. Sık virajlar, bol taşlı su kanalları ve muhteşem doğası ile ULUDAĞ bizi içine çektikçe çekiyordu. Biz tırmandıkça doğa daha bir yeşeriyordu.

Bu sık ve yemyeşil orman yaklaşık 40 dakikalık zorlu bir parkurla devam etti. Bir süre sonra, rakımın iyice yükselmesiyle, sık orman yerini yeşil çimenlerin süslediği tepelere bıraktı. Gözün alabildiğine yeşil, yer yer karla kaplı bu tepeler muhteşem görünüyordu.
Tam bu noktada, biraz mola verdik. Fotoğraf karelerine ve kelimelere sığmayan, olanca ihtişamıyla ULUDAĞ - Göller Bölgesinin zirvesine giden yol boylu boyunca önümüzde duruyordu. Durup biraz fotoğraf çektik ve dinlendik.
Sık ormanın bitip sanki bir çizgiyle çizilmiş gibi yerini yeşil çimenliklere bırakması çok ilginç gelmişti ilk başta. Ama manzaranın tadını çıkarırken bu düşünceler uçup gidiverdi oturup 10 dakika boyunca sadece manzarayı seyredip hayranlıkla etrafımıza baktık.
Keyfimiz gıcır, Hasan yerinde duramıyor. Bir o kayanın üstüne çıkıyor, bir bu kayanın tepesine zıplıyor. Bir pozlar bir pozlar aman Allah'ım. Yollar bizi zorlasada keyfimiz çok yerinde. Ama daha yolun yarısındayız. Artık molayı bitirip ikinci parkura başlamalıyız.
Arkamızda bıraktığımız zorlu bir parkurun ardında 30 - 40 santimlik su geçişleri ile durum iyice zorlaşmaya başladı. Ama şu akan derenin buz gibi sularına ağzımızı dayayıp su içmenin keyfi bence herşeye değer.
Kazasız belasız geçişleri tamamladık. Suyumuzu kana kana içtik. Taşlı yolları, tepeleri aştık. Zirvedeki KARA GÖL'e artık çok az bir yolumuz kaldı. Yol üzerinde TARIM ve ORMAN Bakanlığının Resmi aracı bize motorlu taşıtların yola devam etmesinin yasak olduğunu ve geri dönmemizi söyledi. Sonra biraz daha sohbet edince durumun aslında zirveye günübirlik yada konaklamalı gelen ziyaretçilerin (her yerde yaptıkları gibi) çöplerini bıraktıkları, düzensiz ateş yaktıklarını ve bunun yasak olduğunu anlattı. Bizle sohbetinin ardından baktı bizden zarar gelmeyecek, yukarı çıkmamıza izin verdiler. Onlarda KARAGÖL civarına kadar bizimle geldiler ve yuakrıda kendi yolalrına döndüler.
Malesef ülkemizde bilinçsiz olan bir kısım insan, elimizdekilerin kıymetini bilmedikleri için bu doğal güzellikleri yakıp ,yıkıp geçiyorlar. Buradan ufakta olsa sesimiz yettiğince insanlarımızı uyarmakta fayda var. Lütfen doğal güzellikerimizin kıymetini bilelim.
İşte karşımızda tüm ihtişamı ile KARA GÖL. Burası araç ile gidilebilen ve zirveye en yakın noktalardan bir tanesi. Bu fotoğrafı çektiğim noktada oturup, aşağıda doldurduğumuz termosun içindeki sıcacık çayımızı, köyden aldığımız ekmek, domates ve peynir ile katık edip öyle bir keyif ile içtik ki, şu an hala o anın verdiği mutluluğu hissediyorum.
Biraz tepeye doğru tırmanıp, panaromik çektiğim bu fotoğraf bana ne kadar şanslı olduğumu tekrar tekrar hatırlatıyor. Çok az insan bu fırsatı bulup buraya gelme şensina sahip oluyor. Her aklıma geldiğinde tekrar tekrar kendime iyiki gitmişiz, iyiki yapmışız bu deliliği diyorum. Hasan kardeşime ne kadar teşekkür etsem az.
Eh tabi arada şekilli şukullü pozlar vermek bizim de hakkımız. Bizde burdaydık demeyelim mi yani??
Çayları içip yeme işinide halledince biraz da dinlendik. Bir süre sonra ilerideki diğer gölleride görmek için toparlanıp yola çıktık.
Diğer göllerin yanından akan, kar sularının erimesiyle oluşan dereler ve kar yığınları muhteşem görünüyordu. Üstlerinde yürümeye çalıştık fakat çok ta güvenli görünmediği için vazgeçtik.
Araçlarla çıkılabilecek son noktaya kadar geldik. Burdan sonrası için, motosiklet ile devam etmenin tek yolu, uygun lastik ve yeterli miktarda yürek olduğu için biz halimizden son derece memnun bir şekilde etrafımızı seyredip içinde bulunduğumuz anın keyfini çıkarıyorduk.
Bulunduğumuz noktada rakım 2216 metre olarak gösteriyordu benim Navigasyon. Fakat Hasan'ın kol saatinde rakım 2300küsür olarak gösteriyordu. Bu arada zirvede hava baya soğuktu. Tabi önceden hazırlıklı olduğumuz için yanımızda termal içliklerimiz vardı. Hava sıcaklığı 12-13 derecelere kadar düştü. Kıyafetlerimiz uygun olmasa zirvede geçirdiğimiz zaman ısdırap olabilirdi.

Bu arada biz zirvede otururken, iki motor daha geldi. Biraz sohbet muhabbet ettik. Arkadaşlar CRF BURSA grubunun yöneticileriydi. Meğersem her sene CRF BURSA olarak zirveye bir etkinlik düzenliyorlarmış. Bizde Hasan'la gaza gelip kesin bizde gelmeliyiz o etkinlie dedik. Ama o başka Gezi Raporu'nun konusu. Aza daha sohbet edelim, gezelim, etrafı keşfedelim derken iki motorcunun daha zirveye doğru yaklaştığını gördük. Onlarda gelince birazda onlarla sohbet edelim dedik.
Motosiklet kullanıcısı olmanın çok ilginç bir özelliği var. Her nerede olursa olsun, her ne kullanıyorsa kullansın, önyargılardan uzak ve karşılıksız bir sohbet ortamı oluşturuyor. ULUDAĞ'ın zirvesinde birden 6 kişi oluverdik. Farklı coğrafyalardan, daha önce hiç karşılaşmamış bi grup geri dönüş yolunu beraber yapmaya karar verdik.
İniş sırasında, su geçişlerinden birinin önünde durup fotoğraf çektirdik. Bu anı ölümsüzleştirmek ve yaşadığımız ortak heyecanı hiç unutmamak için, bu güzel insanlarla birlikte bu karenin içinde olmduğumu bilmek beni çok sevindiriyor. Bu fotoğrafa her baktığımda yüzümüzdeki ifade ne kadar şanşlı olduğumuzu bana birkez daha hatırlatıyor.
İniş parkurunu tamamladıktan sonra Saitabat Köyü'de ki kahvede hem yorgunluğumuzu atıyoruz hemde demli bire çay içip koyu muhabbetlere dalıyoruz. Laf lafı açıyor. Kim? Neymiş? Ne iş yaparmış? Nerden gelmiş? Nereye gidiyormuş? derken epeyce zaman geçti. Artık vakit geldi. Akşam olmadan herkes evine varmak, günü yorgunluğunu sıcak bir duş alıp atmak ve yaşadığı anları sindirmek için biraz yanlız kalmak istiyor. Dönüş rotamızda geldiğimiz ile aynı idi.

Yolda geçirdiğimiz her an, geride bıraktığım günü düşündüm. Biz o rampaları nasıl çıktık? O su yarıklarından nasıl geçtik? Bol taşlı dik yokuşlardan nasıl indik? Su geçişlerini nasıl becerdik? Zaman nasıl geçti anlamadan bir baktım ki feribot iskelesindeyiz.
Gün batarken evimize vardık. Yorgunduk ama her anına değecek bir gün geçirmiştik. Umarım bir sonraki maceramızda sende bizimle bu anımıza ortak olmuşsundur. Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere..
Karantinaydı , kısıtlamaydı, kış geçti , bahar geldi , e hadi artık açılışı bir yapalım dedik dedik ve sonunda beklenen anı yakaladık. Fakat hava durumu çok karışık. Bi çok bulutlu , bi yağmurlu derken hehe güneş açacak galiba. Resmen Pazar günü yapacağımız gezi için her gün hava durumunu kontrol ettik. Velhasıl işin sonu "Aamaaaaan yağarsa yağmur yağar." sözüne geldi ve Pazar sabahı buluştuk.

Rotamız, biraz sonra anlatacağım hadiseler sebebi ile planlananın biraz dışına çıktı ve günün sonunda bu şekilde oldu. Çok keyifli bir rota ve günübirlik bir gezi için herkese tavsiye ederim.

Yola çıktık. Hava mis. Ne yağmur var ne bulut. İlk planladığımız piknik programını hava şartları nedeniyle hiç riske girmeden Kabaağaç Mesire Alanı'nda kahvaltı olarak değiştirmiştik, herhangi bir yağmur durumunda kapalı alanda rahatça kahvaltımızı yaparız düşüncesi ile.

Motorları dizdik. Mekana girdik. Hava çok güzel görünüyor ama arada bulutlar gelip geçerken korkutuyordu. "Acaba yağmur yağar mı? Program iptal olur mu?" soruları hep kafamızda.

Kahvaltımız için yuvarlak masa şovalyeleri gibi dizildik. Muhabbet, harala gürele derken kahvaltımızı hallettik. O kadar özlemişiz ki yolda olmayı, bir an önce yola çıkıp ilk planladığımız rota olan Ağva üzerinden Kandıra'ya varmadan Umuttepe'ye doğru inmek üzere yola çıktık.

Ve işte o andan sonra beklenen oldu ve Teke'den sonra yağmur başladı. Epey iyi yağıyordu. Herkes aslında hazırlıklıydı, zaten yağmur beklentisi içinde olduğumuz için umursamadan yola devam ettik taa ki en yakın benzinliğe kadar.

Benzinlikte, bizimle beraber yağmura yakalanan başka motorcular da vardı. Sohbet muhabbet ederken epey zamanda geçti. Ama yağmur dinmedi. Artık benzinlik görevlileri yan gözle bakmaya başlayınca, hadi dedik madem biraz daha ıslanalım Ağva merkezde bir mekana girip çay içip sohbetimize rahat rahat orada devam edelim.

Ağvanın girişinde ki ilk kahvehaneye girip, hem yağmurun biraz daha dinmesini bekledik hemde muhabbete kaldığımız yerden devam ettik. Burada da yakalşık bir saat bekledikten sonra, baktık yağmurun geçeceği yok, sadece hafifliyor dedik bari yola çıkalım, Kandıra'ya doğru sürelim, durua göre günü erken bitirip evlere dağılırız.
Ve günün bundan sonrası tek kelime ile muhteşemdi...

Ercan'a (CBF 150 ) sen öne geç, tempoyu sana göre ayarlayalım dedik. Kardeşim, maşşallah nasıl bir hakimiyeti varsa biz arkasında CBF 150 kavalar olduk. Ağva'dan Kandıra'ya gelene kadar, o viraj senin bu viraj benim girdik çıktık yattık kalktık.
Durumun heyecanı ile bahsetmeyi unuttum. Yağmur biz Ağva'dan çıktıktan sonra tamammen arkamızda kaldı. Hava günlük güneşlik, yerler kuru. Meğerse biz yanlış yerlerde mutluluğu arıyormuşuz.
Kandıra'ya varınca, virajların tadı damağımızda kaldı. Hadi rotayı değiştirelim, Karasu'ya Barış'ın eve bir uğrayalım. Az gittik uz gittik, CBF 150'yi kovalarken dere tepe düz gittik. Sonunda mekana vardık.

Karnımız yavaştan acıktı. Hemen bir mangal yakıp, sucuk ekmek gömdük. Üzerinede tatlılarımızı yemezsek ayıp olurdu. Dalından..

Ha sen yedin, ha ben yedim derken baktık ağaçta dut kalmayacak.

Çok eğlendik, yattık yuvarlandık, karnımızıda doyurduk. Artık dönme vakti geldi. Sakarya üzerinden ana yoldan dönüşe başaldık. Yol üzerinde tabiki de bir çevirmeye denk gelecektik. Sürü halinde motosiklet sürücülerini bulunca Polis arkadaşlar dayanamıyor. Standart evrak kontrolünen sonra bir de fotoğraf çekip günümüze son noktayı koyuyoruz.

Burdan sonrası artık sıradan, ana yol üzerinden sağ salim eve ulaşmak. Dolu dolu, entrikalı, heyeceanlı bir gezimiz daha geldi geçti. Bizimle gelen, bu anıyı paylaşan bütün arkadaşlarımıza çok teşekkür ederim. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere..

